Pablo Escobar kötülüğün Efendisi gerçek mi ?

Koray

New member
Mateo bir dükkânda radyodan haberleri dinliyor.

Spikerin sesi kesiliyor.

Bir haber daha geliyor.

Bir kamu görevlisi öldürülmüş.

Elena radyonun sesini kısıyor.

“Çocuklar duymasın.”

Mateo:

“Ne zamana kadar saklayacağız?”

Elena:

“Belki de mesele saklamak değil. Onlara korkunun normal olmadığını öğretmek.”

İşte tarihin istatistiklerden ayrıldığı nokta bu.

Bir cinayet sayısı yazıldığında yalnızca bir rakam görürüz.

Oysa her rakamın arkasında bir ev, bir aile, yarım kalmış bir konuşma ve değişen bir hayat vardır.

Escobar'ın hikâyesi bu yüzden yalnızca “zengin bir gangsterin yükselişi” değildir.

Aynı zamanda bir ülkenin korkuyla yaşamaya zorlandığı dönemin hikâyesidir.

5. Bölüm: Hapishaneye Giren Kral

1991 yılına gelindiğinde Escobar teslim oldu.

Fakat burada hikâyenin ironik bölümlerinden biri başladı.

Escobar hapse girmişti ama sıradan bir mahkûm gibi değildi.

DEA Müzesi kayıtlarına göre teslim olmasının ardından tutulduğu La Catedral hapishanesinde kendi seçtiği korumaların güvenliği sağladığı ve uyuşturucu imparatorluğunu hapishaneden yönetmeye devam ettiği belirtiliyor. 1992'de hapishaneden kaçmasıyla birlikte Kolombiya tarihinin en büyük insan avlarından biri başladı.

Mateo bu haberi duyduğunda muhtemelen şöyle düşünürdü:

“Bir hapishane suçluyu durduramıyorsa, problem sadece suçluda değildir.”

Elena ise başka bir şey eklerdi:

“Ve toplumun hukuka olan güveni de zarar görür.”

Bu iki cümle, Escobar döneminin devlet açısından yarattığı en önemli sorunlardan birini özetliyor.

Çünkü devletin gücü yalnızca silahlardan veya hapishanelerden oluşmaz.

Güven de devlet gücünün bir parçasıdır.

İnsanlar “Kurallar herkes için aynı değil” diye düşünmeye başladığında, kurumların meşruiyeti zedelenebilir.

6. Bölüm: Son Gece

2 Aralık 1993.

Escobar'ın hikâyesinin son sayfalarından biri Medellín'de yazıldı.

DEA'nın resmi müze kaydına göre güvenlik güçleri elektronik yön bulma ekipmanları aracılığıyla Escobar'ın yerini belirledi. Escobar ve koruması kaçmaya çalışırken çatılarda yaşanan çatışmanın ardından öldürüldü.

Bu noktada hikâyeyi dramatize etmek çok kolay.

Ama belki de dramatik müziklere ihtiyacımız yok.

Çünkü gerçek zaten yeterince ağır.

Bir adam yıllarca korku yaratmıştı.

Sonunda kendi şehrinin çatılarından birinde hayatını kaybetti.

Ve geride yalnızca para bırakmadı.

Korku bıraktı.

Yaralar bıraktı.

Sessizlikler bıraktı.

Aynı zamanda filmler, diziler, kitaplar ve bitmek bilmeyen tartışmalar bıraktı.

7. Bölüm: Peki “Kötülüğün Efendisi” Gerçek mi?

Burada sorunun cevabı aslında iki parçalı.

Pablo Escobar gerçek bir kişiydi.

Medellín Karteli gerçekti.

Uyuşturucu kaçakçılığı ağı gerçekti.

Şiddet, tehdit, siyasi baskı ve cinayetler gerçekti.

Ancak “Pablo Escobar, Kötülüğün Efendisi” aynı zamanda 2012 yılında yayımlanan Kolombiya yapımı bir televizyon dizisinin Türkçe adıdır. Netflix'in resmi sayfasında yapımın 2012 tarihli, 74 bölümlük bir drama olduğu ve Escobar'ın hayatını konu aldığı belirtiliyor.

Yani dizinin dayandığı kişi ve temel tarihsel olaylar gerçektir; fakat dizideki her sahnenin, her diyalogun ve her dramatik karşılaşmanın tarihsel bir belge olarak kabul edilmesi doğru olmaz.

Bu ayrım çok önemli.

Çünkü biyografik diziler, gerçek olayları dramatik anlatıya dönüştürür.

Gerçek kişilerden esinlenirler.

Gerçek olayları kullanırlar.

Ama seyirciyi ekranda tutabilmek için olayları belirli bir anlatı düzenine sokarlar.

Bu nedenle diziyi izlerken “Bu gerçekten oldu mu?” sorusunu sormak son derece yerinde.

8. Bölüm: Escobar'ın Ardında Kalan Asıl Hikâye

Benim için bu hikâyenin en ilginç tarafı Escobar'ın ne kadar para kazandığı değil.

Asıl soru şu:

Bir toplum, tek bir suçlunun bu kadar büyük bir güce ulaşmasına nasıl izin veren koşullara sahip olur?

Bu sorunun tek cevabı yok.

Uyuşturucu talebi uluslararasıydı.

Para sınırları aşıyordu.

Yolsuzluk kurumları zayıflatabiliyordu.

Silahlı şiddet korku yaratıyordu.

Yoksulluk ve eşitsizlik bazı bölgelerde devletin boş bıraktığı alanlar oluşturabiliyordu.

Ve bütün bunlar birbirini besleyebiliyordu.

DEA'nın tarih kayıtları da Kolombiya'daki uyuşturucu ticaretinin yalnızca yerel bir mesele olmadığını, kokain üretimi ve ihracatının uluslararası boyuta ulaştığını belirtiyor. 1990'ların başında DEA, Kolombiya'daki büyük kartellerin yılda yüzlerce ton kokain ürettiğini ve ihraç ettiğini tahmin ediyordu.

Dolayısıyla Escobar'ı yalnızca “kötü bir adam” olarak incelemek, hikâyenin toplumsal mekanizmasını kaçırmak anlamına gelebilir.

Kötülüğü kişiselleştirmek kolaydır.

Sistemi anlamak daha zordur.

Son Söz: Efsane mi, Gerçek mi?

Yıllar sonra insanlar hâlâ Pablo Escobar hakkında konuşuyor.

Bazıları onu yalnızca bir uyuşturucu baronu olarak görüyor.

Bazıları yoksullara yaptığı yardımları hatırlıyor.

Bazıları onu televizyondaki Andrés Parra'nın canlandırdığı karakter üzerinden tanıyor.

Bazılarıysa Kolombiya'da onun döneminin yarattığı korkuyu ailelerinden dinledi.

Bütün bu anlatılar arasında ortak olan tek şey şu:

Escobar gerçekten yaşadı.

Fakat onun etrafında oluşan “efsane”, gerçek kişinin üzerine sonradan eklenen katmanlardan oluşuyor.

Netflix'in dizisi de bu gerçek tarihten yararlanıyor; ancak kendisi bir belgesel değil, dramatik bir yapım.

Belki de diziyi izlerken sorulması gereken en güzel soru “Escobar gerçekten kötü müydü?” değil.

Daha zor olanı sormak:

Bir insanın yaptığı birkaç iyi şey, yaptığı büyük kötülükleri nasıl algılamamızı değiştirir?

Bir mahalleye yardım eden bir suç örgütü neden bazı insanlar tarafından korunabilir?

Devletin güven vermediği bir yerde suç örgütleri neden güç kazanabilir?

Ve en önemlisi:

Bir suçluyu efsaneye dönüştüren şey yalnızca onun yaptıkları mıdır, yoksa toplumun onun hakkında anlattığı hikâyeler de bu efsanenin bir parçası mıdır?

Pablo Escobar'ın hikâyesi bana göre tam burada bitmiyor.

Çünkü 1993'te bir adam öldü.

Ama onun etrafında oluşan hikâye yaşamaya devam etti.

Ve belki de bugün hâlâ “Kötülüğün Efendisi gerçek mi?” diye sormamızın nedeni bu.

Adam gerçekti.

Korku gerçekti.

Şiddet gerçekti.

Fakat efsane, gerçeğin üzerine insanların yıllar boyunca eklediği hikâyelerden oluştu.

Bu yüzden Pablo Escobar'ı anlamak, yalnızca bir suçlunun hayatını öğrenmek değil; güç, yoksulluk, devlet, korku, sadakat ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiye bakmak demek.

Belki de asıl soru şudur:

Bir insan öldüğünde hikâyesi biter mi, yoksa toplum onu anlatmaya devam ettikçe başka bir biçimde yaşamayı sürdürür mü?
 
Üst